Takıntı

Takıntı (obsesyon) nedir? Nasıl tedavi edilebilir!

0
8307

Düşünmek istemediğiniz, yanlış olduğunu bildiğimiz halde kafamızdan atamadığımız tekrar tekrar zihninize gelen, mantık ve muhakeme ile uzaklaştırılamayan, arzu edilmeyen saplantı halindeki fikirler ya da bilince takılarak korku ve bunalım yaratan, kişinin istemli çabalarına karşın kurtulamadığı ısrarla tekrar eden dürtü, istek, hayal ya da düşünceler takıntı (obsesyon) olarak tanımlanır. Örnek olarak bir kişinin ellerinin temiz olduğu bilmesine rağmen pis olduğunu düşünmesi. Bu düşünceler kişinin sosyal ve mesleki işlevlerinde belirgin bozulmaya yol açar.

Takıntılı kişilerde düşünceler özellikle kişilerin aklına gelmemesi için uğraşmasına rağmen aklına kendiliğinden gelir veya belli durumlar ve ortamlarda kendiliğinden ortaya çıkar ve sıklıkla sıkıntı verici, korkutucu veya utandırıcıdır.(örneğin cinsellik; ergen bir kişinin cinsel olarak yasak utandırıcı bir şey düşünmesi, istemesi, hayal etmesi gibi ). Takıntılı iseniz bu düşüncelerin, istek, hayal ve endişelerin aklınıza gelmesi size sorumluluk da yükler; aklınıza böyle bir şey gelmiş olması nedeniyle önlem almadıkça içiniz rahat etmez. Giderek bütün hayatınız endişeleri düşünme, temizleme veya kontrol etme ile geçmeye başlar. Aşırı sorumluluk duygusu nedeniyle sevdiklerine ya da çevresindeki kişilere zarar vereceğiniz duygusuyla hareket eden, gününün büyük kısmını bu korkuyla geçiren binlerce kişiden biri olursunuz. Tuvalette veya banyoda temizlenmediğiniz düşüncesi ile saatlerce kalabilir, aldığınız sebze ve meyveleri sevdiklerinize zarar gelmesin diye saatlerce yıkarsınız.

Takıntılı kişileri normal kişilerden ayıran; günlük işlevlerini etkileyecek, kısıtlayacak, bozacak kadar şiddetli ve yoğun olan bu düşünceler, kişinin isteği dışında gelirler. Kişi o düşüncenin zihnine girmesine engel olamaz. Aynı şeyi tekrar tekrar yapar ve yapmaktan da kendini alamaz. Bu düşünceler ya da davranışlar kişi tarafından mantıkdışı olarak değerlendirilir ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani anksiyete’ye neden olur.

Elbette ki her insanda saplantılı, takıntılı düşünceler oluyor ama sağlıklı kişileri takıntılı kişilerden ayıran özellik yaşanılan huzursuzluk hali takıntılı kişilere göre daha kısa süreli, kişinin kendisine daha az yabancı, kişinin zihninden bu düşüncelerden kurtulmasının daha kolay olması, kişide sıkıntı oluşturmaması ve kişinin bu düşüncelerden kurtulması için çaba harcamamasıdır.

SIKLIKLA GÖRÜLEN TAKINTILAR

1- Saldırganlık – Zarar Verme Takıntısı: Kendine zarar verme, başkalarına zarar verme, kontrolü kaybedip saldırma kaygısı. Takıntı kişiler endişelendikleri şeyi gerçekten yapmak istemez, bunu isteyebilecekleri düşüncesinden rahatsız olurlar. Kişi zarar vermekten korktuğu durumlardan kaçma, kesici aletlerden uzak durma, çocuğunu kucağına almaktan kaçma, ürünlerin son kullanma tarihlerini takip etme gibi bir takım hareketleri takıntılı düşünceleri kafasından atmak için uygular

2- Kirlenme – Bulaşma Takıntısı: Bir yere dokundum mikrop bulaşır mı? Bu takıntıda kişi iğrendiği, tiksindiği ya da korktuğu durumla ilgili aşırı zihinsel uğraşlarda bulunur. Örneğin idrar, ter, mikrop, kir, hayvanlara dokunma, kapı kollarının kirlenmesi, hastalık bulaşması gibi. Takıntılı düşünceyi kafasından atmak için kişi aşırı yıkama ve yıkanma, bir şeye dokunmaktan kaçınma, hastalıklara karşı aşırı hassas sorgulamalar, insanlarla temastan kaçınma, dışarıda yemek yemeden kaçınma, evdeki diğer bireylerin temizlenmesi ile uğraşma davranışlarını gösterir.

3- Dini Takıntı: Hiç istemediği halde dini değerlere küfür etme, hakaret etme düşünceleridir. Dinsel inanışlarla ilgili kaygı, aşırı uğraş, abdest almada yanlış yapma kaygısı, camide küfür etme kaygısı gibi. Bu kaygıyı kafasından atmak için; camiye gitmeme, tekrar tekrar abdest alma, dinsel konuları konuşmama, içinden küfür geçme durumuna karşılık tövbe etme ve sürekli besmele çekme gibi davranışlarda bulunur. Özellikle ergenlik çağında bu düşünceler ile kişi bu düşünceler ile kendini suçlu günahkâr hisseder, böyle şeyler düşündüğü için kötü biri olduğunu, başına kötü şeyler geleceğini düşünür yoğun sıkıntı yaşar. Bu duygu durumundan kurtulmaya çalışan kişi okuduğu duayı defalarca tekrarlamak zorunda kalır.

4- Düzen ve Simetri Takıntısı: Terlikler, eşyalarım simetrik olmazsa işlerim kötü gider mi? Eşyaların düzenli ve simetrik olmamasından aşırı derecede rahatsızlık duymak. Eşyaların asimetrik dizilmesi, sıralama hatası, kıyafet uyumu, hizalama hatası gibi davranışlarda bulunur. Bu davranışlara karşı eğik duran eşyayı düzeltme, kıyafetlerde uyum arama, her nesneyi sınıflandırma, ayırma gibi davranışlarda bulunur.

5- Biriktirme-Saklama Takıntısı: Bu kişiler her gördüklerini eve taşırlar ve biriktirirler. Eve getirdikleri şeylerin büyük bir kısmı işe yaramaz türdendir; ama bunları toplayan takıntı hastası, bir gün lazım olabileceğini düşünür. Gördüğü nesneleri almadığı zaman içten içe doğru huzursuzlaşır. Biriktirme sonucu evde adım atılacak yer kalmaz ve evi ağır bir koku sarar. Buna rağmen takıntılı kişi, taşıma işinden vazgeçmez ve evini çöp ev haline getirir.

Bazı takıntılılar ise, dışardan buldukları nesneleri getirmezler; fakat evlerinden dışarıya hiçbir şey atmazlar. Eskimiş elbiseler, kullanılamayan tabaklar, yıpranmış halılar, kırılmış camlar, boş şişeler, tahta parçaları, ambalajlar, poşetler evin her tarafını doldurmuştur. Bu nesnelerin ne maddi ne de manevi değeri yoktur; ama takıntılı kişi bunları atmaya kıyamaz. İlaç kutularını saklama,  telefonuna gelen hiçbir mesajını -maili silememe gibi

6- Şüphe – Kontrol Etme Takıntısı: Ocağı kapıyı açık unutmuş olabilir miyim? Kapıların kilitlendiğinden emin olma, doğalgazın kapatıldığından emin olma, ütünün fişini çektiğinden emin olma, yemeklerin bozuk olup olmadığını kontrol etme gibi sayılabilir.

7- Cinsel Takıntı: Özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda sık görülür. Cinsel içerikli konuşma kaygısı, cinsel organa bakma kaygısı, cinsel fantezi kurma kaygısı gibi. Bu duruma karşı kişi bakmaktan kaçınma, sohbetten kaçınma, cinsel ilişkiden kaçınma gibi davranışlarda bulunur.

8- Hastalık Takıntısı: AIDS mi oldum? Beyin kanaması mı geçiriyorum? Kişinin kendisini sürekli hasta olarak düşünme, nerede bir hastalık adı duysa kendisi de yakalanacakmış gibi düşünme durumudur.

9- Sayma Takıntısı: Bazı şeyleri belli sayıda yapmazsa veya saymazsa kötü bir şey olacağını, kendisinin veya ailesinin başına kötü bir şey geleceğini, işlerinin ters gideceğini düşünür ve sıkıntı yaşar. Bu takıntı türünde yaşadığı sıkıntıyı gidermek için kişi gördüğü ya da düşündüğü her şeyi saymaya çalışır. Araç plakalarını, bina numaralarını, yerdeki parkeleri, kişileri vb. Bu işlem sırasında da ciddi olarak yorulur. Bazı sayılar uğurluyken bazı sayılar uğursuzdur. Uğursuz sayıları aklından uzaklaştırmaya çalışırken uğurlu sayıları düşünmeye veya yaptığı hareketleri bu sayıda tekrar etmeye çalışır. Örneğin uğurlu sayısı 2 ise kapıya iki kez dokunur, pek çok hareketi iki kez yapar.

TAKINTI HASTALIĞININ TEDAVİSİ

Aklına gelen her şeyi karşısındakine sormak zorunda hisseden, çocuklarına zarar vereceğini düşündüğü için saatlerce sebze, meyve yıkayan, elini gün içinde yıkarken defalarca ve her seferinde çok zaman harcayan, yeni doğmuş bebeğini boğacağını ya da kucağından atacağını düşünen, sevdiklerine zarar gelmesin diye çok enteresan davranışlar geliştiren, camide aklıma küfür etmek geliyor diye gitmekten kaçınan, kapısını kilitlediğinden emin olmadığı için kilometrelerce yolu geri dönmek için zaman harcayan, tuvaletini yaparken idrarının bir yerlerine sıçradığını düşünen, gusül abdestini tam olarak almak için defalarca tekrarlayan, abdest alırken doğru sırayla ya da eksik yapmış mıyımdır diye defalarca tekrarlayan, ağzından küfür çıkacak diye toplum içinde bulunmaktan kaçınan takıntılı kişiler; yapılan çalışmalarda insan beynindeki mutluluk kimyasallarından biri olan serotonin hormonunun seviyesinin ve etkinliğinin azalması sonrasında takıntı hastalığının gelişebildiği tespit edilmiştir. Bu konudaki çalışmalar devam etmektedir, ancak şu an bu verilerden hareketle, serotonin maddesinin etkinliğini artıran ilaçlar tedavide kullanılmaktadır. Son yıllarda yapılan uygulamalara göre, ilaç – elektroşok – manyetik uyarım tedavisine bilişsel ve davranışçı terapi yöntemleri ilave edildiğinde tedavi şansı % 70-80’e çıkmaktadır. Bilişsel ve davranışçı terapiler hem hastalığın tedavisinde hem de özelikle tekrar eden durumların önlenmesinde çok önemli bir yer tutmakta, tedavide bazen tek başlarına bazen de ilaç tedavileri ile birlikte kullanılabilmektedirler.

Davranışçı tedavilerde amaç hastayı kaygı veren ve kaygı oluşturduğu için kaçma ve kaçınma davranışlarına neden olan düşüncelerle karşı karşıya getirmek ve bu karşılaştırmanın oluşturduğu kaygıyı azaltmak için devreye giren tekrarlayıcı davranışları engellemektir. Davranışçı tedavilerde üzerine gitme, dikkati başka yöne çekme, stresle mücadeleyi öğrenme ve “bio-feedback” gibi yöntemler uygulanmaktadır. Hedef rahatsızlık veren düşüncenin oluşturduğu kaygıyı söndürmek ve alışma durumunun oluşmasını sağlamaktır. Bu şekilde yapılan tedaviye alıştırma tedavileri adı verilir. ( Bio-feedback kişilerin fiziksel duygusal ve ruhsal sağlıklarını arttırmak için fizyolojilerini nasıl değiştirmeleri gerektiğini öğrendikleri bir zihin beden tekniğidir.)

Bilişsel tedavilerde ise amaç rahatsız edici düşüncelerin oluşturduğu sorumluluk algısını azaltmaktır. Sorumluluk biçiminde bir algılama olmadığında hastalar akla gelen rahatsızlık verici düşünceleri yansızlaştırmak ve etkisiz kılmak için tekrarlayıcı davranışlar gösterme ihtiyacı hissetmeyeceklerdir. Amaç düşünceleri gerçek gibi algılamayı azaltmaktır. Bu nedenle tedavide tehdit tehlike ve aşırı sorumluluk algılarının ne oranda gerçekçi olduğu ve hangi düşünce hataları sonucu abartılı tehdit ve tehlike algılarının ortaya çıktığı hasta ile birlikte araştırılır. Bilişsel hataların belirlenmesinden sonra yeterince işlevsel olmayan bu düşüncelerin daha gerçekçi ve işlevsel olanları ile yer değiştirmesi sağlanır. Düşüncelerinin bir felaketle sonuçlanacağını düşünen hastalardan bu düşünceleri durdurmak yerine özellikle akla getirmeleri istenmekte ve ardından korkulan sonuçların oluşmadığını görmeleri tedaviye uyum sağlamakta önemli yararlar oluşturmaktadır.

Kişinin kendindeki bazı düşünce ve davranışların bir ruhsal hastalığın belirtileri olabileceğine karar vermesi çoğu kez güçtür. Takıntılı kişilerin yakın çevresindekilere, aile üyelerine ve arkadaşlarına takıntılı kişiye yardımcı olmak adına çok görev düşmektedir. Takıntılı kişiler; sıklıkla takıntılı düşünce ve davranışları çevredekiler tarafından fark edildiğinde, öğrenildiğinde nasıl karşılanacakları ile ilgili endişe yaşarlar. Çoğu ayıplanacağı, dalga geçileceği, küçük düşürülebileceği düşüncesi ile hissettiklerini paylaşmaktan ya da açığa vurmaktan kaçınır. Tedaviye hastalığın başlamasından çok uzun süre sonra gelebilmektedir.

Takıntıların sizde ya da yakınlarınızda olabileceğinden kuşku duyuyorsanız bir uzmana başvurarak profesyonel yardım talep etmelisiniz.