Ruh Sağlığı nedir?

0
3386

Yaşam boyu karşılaştığımız sorunlarla baş edebilmek için her birimiz kendimize özgü çeşitli yöntemler geliştiririz. Kimimiz sıkıntılarımızı bir arkadaşla paylaşmayı tercih ederiz, kimimiz profesyonel yardım alma yollarını araştırırız. Bazılarımız ise sorunun kendiliğinden ortadan kalkmasını bekleriz. Hayatımızdaki değişiklikler, anlam arayışı, aşk acısı, ikili ilişkiler, meslek yaşantısı, sorumluluklar, kayıplar, içinde yaşadığımız topluma ait sorunlar, ekonomik kaygılar doğrudan bizleri etkilemekte, zaman zaman baş edemeyeceğimiz nitelikte sorunlar yaşamamıza yol açmaktadır.

Ruh sağlığımız, tıpkı fiziksel sağlığımız gibi pek çok değişkenden etkilenmektedir. Bu yazıda, ruh sağlığımızı bozan etkenlerin ne olduğu ve ruh sağlığımızı korumak için nelere dikkat edilmesi gerektiği konuları üzerinde durulacaktır.

Bu anlamda ruh sağlığı, bir birey için yeteneklerini fark etme, hayatın olağan stresiyle başa çıkma ve topluma katkı sağlayarak iyi olmaya çalışma gibi becerileri gerektirmektedir. Bu nedenle ruh sağlığı, yalnızca ruhsal bozukluğu olanları değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konu olma niteliği taşır. Sağlıklı toplumu oluşturan sağlıklı bireylerdir. Yaşadığımız global dünyada herkes birbirini etkileyebilmektedir. Suriye’de yaşanan savaş, göç olgusu bizden bağımsız değildir. Keza Japonya’yı vuran bir deprem ya da Fransa Alplerinde düşen bir uçak hepimizin ruh sağlığı üzerinde bozucu etkiler yaratabilmektedir. Son dönemlerde ülkemizde yaşanan kadın cinayetleri, Özgecan Aslan’ın ölümü, yaşamın kimse için çok da güvenli olmadığını, şiddete maruz kalmanın herkesin başına geleceğini göstermesi açısından hayata karşı umutsuzluk duygusunu, korku ve kaygı düzeyini yükseltmekte ve ruh sağlığımız üzerinde bozucu etki yaratabilmektedir. Bunun anlamı, herkesin aslında olası bir ruhsal bozukluk riski altında olduğudur. Ancak bazı gruplarda ve bireylerde bu risk daha yüksektir. Şöyle ki, ekonomik yetersizlikleri olanlar, işsizler, ihmal ve istismar yaşayanlar, çocuk ve ergenler, yaşlılar, cinsiyet ayrımcılığına maruz kalan kadınlar, göçmenler ve mülteciler, terör ve savaş mağdurları, alkol ve madde bağımlılığı olanlarda risk daha yüksektir.

Hemen hemen her insan, fiziksel sağlığın ne olduğunu, onu korumak için neler yapması gerektiğini bilir. Hastalanmamak için özen gösterir. Bir problem olduğu zamanda tereddüt etmeden, çekinmeden, çevresinden saklamaya ihtiyaç duymadan hastaneye gider, tedavi alır. Ancak söz konusu ruhsal problemler ise, bunu kabullenmek istemez, çevresindekiler tarafından damgalanacağı endişesi yaşar ve tedavi almayı reddedebilir. Yani fiziksel sağlığını korumaya gösterdiği özeni ruh sağlığını korumak için göstermez. Fiziksel sağlığın bozulduğuna ilişkin belirtiler açıkça tanımlanabilirken, örneğin, baş, mide ağrısı, yüksek ateş, bulantı, kusma gibi, ruh sağlığımıza ilişkin belirtileri tanımakta zorlanırız. Oysa fiziksel sağlık kadar ruh sağlığı da günümüzde hızla bozulmakta ve çeşitli belirtilerle kendini göstermektedir. Öfkeyi kontrol edememe, tahammülsüzlük, sürekli üzüntü hali, takıntılı düşünceler ve takıntılı davranışlar, uyku ve yeme problemleri, iştahsızlık ya da aşırı iştah, içe kapanma, sosyal ilişkilerde bozulma gibi belirtiler bunlardan bazılarıdır.

Yapılan araştırmalar, günümüzde her dört kişiden birinin hayatlarının bir döneminde ruhsal hastalıklardan etkilendiğini, 75 yaşına gelmiş kişilerde ise bu oranın yüzde 50’nin üzerinde olduğunu, dünya üzerinde 450 milyonu aşkın kişinin ruh sağlığı problemi yaşadığını, 20 milyon kişinin bu sorun nedeniyle yardım aldığını, en sık görülen hastalıklar arasında depresyon, alkol kullanımı, davranış bozukluğu ve şizofreninin yer aldığını ortaya koymaktadır.

Hepimiz zaman zaman, üzüntü veren, hoş olmayan, acı veren olaylarla karşılaşırız. Kimileri bunları doğal olarak karşılarken kimileri de bunların etkisinden kolay kurtulamaz. İnsanların problemlere yaklaşma ve çözme biçimleri genetik faktörlerle, yetiştiriliş tarzlarıyla ve aldıkları eğitimle yakından ilgilidir. Küçük yaşlardan itibaren problem çözme yöntemleri öğretilen, acı ve üzüntü veren olayları oldukları gibi kabul edip, bununla baş etme yöntemleri konusunda başarılı örneklerle karşılaşan bireylerin, sorun karşısında tutumları ve tepkileri daha dengeli olabilmektedir. Bazı aileler, çocuklar üzülmesin, sıkılmasın, mutsuz olmasın diye onları, acı veren yaşantılardan uzak tutmaya, cam bir fanusun içinde yaşatmaya ve yaşamları boyunca kötü bir olayla hiç karşılaşmayacaklarmış gibi davranmaya çalışır. Hayatta sanki savaş, ölüm, yoksulluk, şiddet yokmuş gibi bunları gizleme eğilimine girer. Ancak bu çocuklar, hayatın içine atıldıkları zaman sorunlarla baş edebilme becerileri yetersiz olduğu için ne yapacaklarını bilemez duruma gelir ve daha çok ruhsal problemler yaşayabilir. Bu nedenle çocuklara yaşlarına uygun bir dille, onları korkutmayacak ve kaygı düzeylerini yükseltmeyecek şekilde çeşitli bilgiler verilebilir. Örneğin bir yakınını kaybetmiş çocuktan bu durum saklanmamalı, çocuğun anlayacağı bir dille ölüm gerçeği açıklanmalı, çocuğun cenaze törenlerine katılımına yanında güvendiği biriyle birlikte izin verilmelidir.

Üzücü olaylardan korunmak için yapılan en sık yanlışlardan biri de, kişilerin olay karşısında duygularını yaşamasının engellenmesidir. İnsanı acı veren olayın etkisinden kurtarmak için gelişigüzel verilen ilaçlar, alkol ya da başka yollarla insanın yaşadıklarını unutmasını sağlamaya çalışmak yalnızca durumun ertelenmesidir. Öncelikle bunlar geçici yöntemlerdir ve etkileri kalıcı olmayıp zaman zaman olumsuz davranışları da arttıran bir durumdur. Böyle durumlarda insanların acılarını yaşaması için onları özgür bırakmak, acı ve üzüntü veren olayı anlatmasına fırsat vermek, onu yargılamadan, akıl vermeden dinleyebilmek, canı istiyorsa ağlamasına, bağırmasına izin vermek, ona rahat bir ortam sağlamak daha etkili olabilmektedir. Birçok insan sorun yaşayan kişiye yaklaşım konusunda yanlış bir yöntem izlediği için pek çok sorun kalıcı hale gelebilmekte ya da yeni problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu da ruh sağlılığının bozulmasından başka bir işe yaramamaktadır.

Bir insan, yaşadığı sürece karşılaştığı olaylardan bazılarını değiştirebilirken bazılarını değiştirmesi mümkün olmayabilir. Bu çoğu kez onun elinde değildir. Ancak, burada önemli olan, olaylara bakış açısını değiştirme becerisidir. Aşağıdaki söz bu durumu oldukça güzel ifade etmektedir.

“Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver.”

Ruh sağlığını korumanın en önemli yollarından biri, olanları olduğu gibi kabul etmek, elinde olanın ve olmayanın ne olduğunu bilmektir. Tıpkı felsefe tarihinde Stoacı’ların dile getirdiği gibi, “Nasıl saat günün bir parçasıysa ben de öylece bütünün bir parçasıyım. Saat gelir geçer ben de geçerim. Görevim, elimde olanı yapmak ve üst yanına kulak asmamaktır. Deniz yolculuğuna çıkarken, gemiyi, kaptanı ve mevsimi seçerim. Bu, benim işimdir. Yolda bir fırtına koparsa umursamam. Bu, benim işim değildir. Kaptanı seçmek, benim elimdedir, fırtınayla uğraşmaksa kaptanın elindedir. Bilgelik, bizim olanı ve olmayanı bilmek ve ona göre davranmaktır.” Buradaki bilgelik ifadesini, ruh sağlığı olarak ele alırsak, ruh sağlığı elinde olanı ve olmayanı bilmek olarak açıklanabilir.

Olanları olduğu gibi kabul etmede ya da olaylara ilişkin alternatif bakış açısı geliştirmede insanlar arasında farklılıklar vardır. Yaşanılan ne olursa olsun, bir insanın kabullenemediği olaylar ve sorunların ağırlığı kişilere göre değişir. Bazıları bunların ağırlığıyla daha fazla ezilir ve ruh sağlığı da bu durumdan daha çok etkilenir. Aynı olay bile iki kişiyi farklı etkiler. Örneğin boşanma, aldatılma bazı kişiler için ağır bir depresyona yol açarken bazıları bu durumu en az zararla atlatabilmektedir. Burada önemli olan, kişilerin olaylar karşısında aldıkları tutum ve hayattaki pozisyonlarıdır. Olayları serinkanlı bir tutumla değerlendirmek,  her şeyden önce güçlü bir benlik saygısını gerektirir. Bu da ruh sağlığının önemli göstergelerindendir. Ruh sağlığı, insanın gelişim sürecinde öğrendikleriyle ve yaşam kalitesiyle yakından ilişkilidir. Çocukluğundan itibaren benlik saygısı desteklenmiş, özgüveni gelişmiş, kendi yeterliliklerinin farkına varmış, problem çözme, alternatif çözümler üretme ve gerçeği değerlendirme yetisi gelişmiş kişiler, ruh sağlığını koruyacak önlemleri almayı da başarabilmektedir. Bu nedenle ailenin, kişilerin ruh sağlığının korunmasında önemli bir rolü vardır. Aşağıdaki sözler, bu durumu açıklıkla ortaya koymaktadır.

“Dünyada iğrenç biçimde gezinen sefaletlerin büyük bölümüne ebeveynlerin ihmali imkan vermiştir.” Mary Wollstonecraft

“Aile düzenli olduğunda, insanoğlunun bütün sosyal ilişkileri düzenli olacaktır.” Ching

Ruh sağlığını etkileyen bir başka konu ise, kişilerin koyduğu hedeflerin ulaşılamayacak derecede yüksek olmasıdır. Aynı şekilde, kişiler arası ilişkilerde karşıdaki bireyin gerçekliğiyle örtüşmeyen beklentiler içerisine girmek, beraberinde hayal kırıklığı, çatışma ve engellenme yaşanmasına yol açmaktadır. Gerçekçi ve ulaşılabilir hedefler koymak ve beklentiler içerisine girmek, kişilerdeki başarısızlık duygusunu azaltacağından ve motivasyon kaybını önleyeceğinden ruh sağlığını da koruyan bir durum olmaktadır. Bugün insanların büyük bir kısmı, kendi gerçekliğiyle uyuşmayan hedefler karşısında bocalamakta ve yetersizlik duygusu yaşamaktadır.

Bazı insanlar, daha iyi yaşamak, daha zengin olmak, daha güçlü olmak, daha iyi bir evde oturmak, daha iyi giyinmek gibi pek çok hedef koymaktadırlar. Ancak daha’ların sonu bir türlü gelmez. Bazılarına göre mutluluk hep daha fazlasını elde etmek haline dönüşür. Yine de kendilerini mutlu hissetmezler. Oysa mutluluk bazen, biraz Epikür’ce düşünmeyi gerektirir. Epikür’e göre, “Gerçek haz ve mutluluk akla uygun (kişinin içinde bulunduğu gerçeklikle bağdaşan) yaşam stilini yakalamak olmalıdır. Aç kalmamak, üşümemek, susamamak: İşte Zeus’u bile kıskandıracak mutluluk. Doğru eylem, doğru bilgiyle gerçekleşir. İnsana huzursuzluk veren doğal olmayan düşüncelerin karıştırılmasıdır.”

Günümüzde Epikür’ün bu anlayışı biraz ütopik görünse de insanın ulaşabileceği hedefler koyması, gereksinimlerini ve yaşam amacını tekrar gözden geçirmesi, korktuklarıyla yüzleşmesi ruh sağlığını da korumanın etkili yollarındandır. Kimi insanlar daha fazla para kazanma tutkusuyla, çalışma yaşantısını her şeyin önünde görebilir. Hem kendini hem çevresindekileri ihmal eden bir yaşam tarzı sürdürebilir. Aşırı derecede para kazanma ya da güç sahibi olma tutkusu, bir insanı daha öfkeli, daha sabırsız, daha bencil, hoşgörüden uzak bir duruma düşürüp ruh sağlığını bozabilir. Günümüzün popüler kavramıyla “tükenmişlik sendromu” kişileri yorgun, bıkkın ve mutsuz hale getirebilir. Yaşamak, özellikle mutlu ve huzurlu yaşamak için kişilerin kendilerini aşırılıklardan kurtarması gerekmektedir.
İnsan, sosyal etkileşim içinde hayatını sürdüren bir varlıktır. Bu nedenle ruh sağlığını korumanın önemli yollarından biri de, sosyal yaşamın içinde kendi benliğini koruyarak yer almaktır. Tıpkı şairin dediği gibi,

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,
Ve bir orman gibi kardeşçesine…” Nazım Hikmet

İnsanların birbirinden uzaklaşması, yalnızlık gibi unsurlar da ruh sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerdendir. İnsanlar birbirinden koptukça, kişiler kendini daha güçsüz hissedebilmektedir. Kişiler arası ilişkilerin destekleyici, koruyucu ve güven verici olduğu tartışılmaz bir gerçekliktir. İnsanların hayata karşı aldığı pozisyonlar, ilişkiler içerisinde şekillenir. Bir insanın kendi kendine ‘iyiyim’ demesi yeterli değildir. Beğenilme, önemsenme, sevme ve sevilme, ait olma, saygı görme her insanın temel ihtiyaçlarındandır. Bu da ancak sosyal bir ortam içinde anlam kazanır. Bu nedenle insanlar arası ilişkiler, ne kadar güçlü ve destekleyici olursa, kişilerin güvenlik duygusu da o oranda güçlü olur ve ruh sağlığı da korunmuş olur. Günümüzde yalnızlık en temel sorunlardan ve intihar nedenlerinden biridir.

Ruh sağlığı yönünden insanları normal ve anormal şeklinde kategorilere ayırmak her zaman doğru değildir. Çünkü her insan, birtakım sorunlar, kaygı ve sıkıntılar yaşadığı çeşitli yaşam olaylarıyla karşılaşır. Hepimiz psikolojik yükler taşırız. Mesele bu yükleri olabildiğince hafifletmektir. Ruh sağlığı, zamanında çözülememiş ve ertelenmiş, hoş olmayan, üzücü, rahatsız edici olayların bıraktığı izlerin bir birikimi sonucu tehdit altına girer. Ruh sağlığı birden bire bozulmaz. Yaşananların kişinin, dayanabileceğinin üstünde bir güç oluşturmasıyla başlar. Suyu yavaş yavaş bardağa boşaltırsınız, bardak alabileceği kadar suyu alır, kapasitesinin üzerinde su eklediğinizde taşmaya başlar. Aynı durum, ruh sağlığı için de geçerlidir. İnsanlar taşıyacakları yükü taşır, üzerine gelen her şey kişilerde ruh sağlığını bozucu etki yapar.

Bizi rahatsız ve tedirgin eden birikimleri boşaltmak, insanı rahatlatan bir durumdur. Bu boşaltımı yapmak, zaman zaman tek başına imkansız olabilmektedir. Bu nedenle baş etmekte zorlandığımız, bizi yoran, duygu, düşünce ve yaşam olayları karşısında profesyonel yardım almak ruh sağlığını korumanın en etkili yollardan biridir. Kiminle konuşacağımızı, kimden yardım almamız gerektiğini bilmek de ayrıca önemlidir. Bazen dostlarımıza, ailemize anlatamayacağımız durumlar olabilir. Böyle durumlarda kimse kötü niyetli değildir. Ancak, doğru yönlendirme ve doğru yardım alabilmek, sorunları paylaşacağımız kişilerin de doğru seçilmesine bağlıdır. Bazen üçüncü kişiler, sorunu daha derin hale getirebilmektedir. Tıpkı fiziksel bir hastalığımız olduğunda çevremizdekilerin önerisine göre tedavi almıyorsak, ruhsal sorunların tedavisinde de dikkatli davranmak gerekmektedir. Ruh sağlığıyla ilgili önlemler ne kadar erken alınırsa, davranışların kötüye gitmesi ve ruh sağlığının bozulması da o derce önlenmiş olur. Bu nedenle, ruh sağlığı uzmanlarına gitmekte tereddüt edilmemelidir. Ruhsal problemlerin giderek arttığı günümüzde ruh sağlığını korumak bir o kadar önemli hale gelmiştir. Kişilerin kendi ruh sağlığını korumaya çalışması, başkalarını da koruması demektir. Ruhsal açıdan bütünlük hissi tam olan bir annenin çocuk yetiştirmesi ile depresyon yaşayan, sürekli üzgün, mutsuz ya da öfke kontrolü sağlayamayan bir annenin çocuk yetiştirmesi arasında fark olacaktır. Çünkü bir ailede bir kişi iyi değilse, diğerlerinin de iyi olmasından söz edilemez.  Dünya Sağlık Örgütü’nün, sağlığın tanımını, sadece bireyin vücudunda hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, kişinin bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olması şeklinde tanımlaması, ruhsal ve sosyal iyilik haline vurgu yapması, ruh sağlığının hem bireyin hem de toplumun korumasını göstermesi açısından önemlidir.

RUH SAĞLIĞININ GÖSTERGELERİ NELERDİR?
İçinde bulunduğu yaş durumuna uygun düşünebilme becerilerine sahip olmak,
Düşündüklerini ve hissettiklerini doğru bir şekilde ifade edebilmek,
Başkalarını anlama becerilerine ve başkalarını kabullenebilme gücüne sahip olmak,
Nerede nasıl davranacağını kontrol edebilmek,
Gerçeği olduğu gibi kabul edebilmek, koşulları göz önünde tutarak hareket etmek,
Olaylar ve durumlar karşısında duygusal yönden bağımsız davranabilmek,
Karşılaşılan sorunlara gerçekçi çözüm yolları geliştirebilmek,
Olaylar ve sorunlar karşısında, olayların ve sorunların niteliklerine uygun tepkide bulunabilmek,
Kendini bilmek, kendini değerli bulmak, sevmek, sınırlılıklarının farkında olmak, başarısızlıkları kabul edebilmek, yeniden harekete geçebilmek,
Çalışmayı sevmek, kendini üretken hale getirmek, kapasitesinin elverdiği oranda çalışabilir durumda olmak,
Kendini gerçekleştirmek ve yetiştirmek için çaba göstermek,
Yaşamı yaşamaya değer bulmak,
Kendini başkalarından üstün tutmamak, bulunduğu statüyü başkalarını ezmek ya da güç duruma düşürmek için kullanmamak,
Mizah anlayışına sahip olmak, kendisiyle dalga geçebilmek ve kendisiyle barışık olabilmek,
Sonuç olarak,  Freud’un dediği gibi, “Ruh sağlığı, çalışmak ve sevmektir.” Ruh sağlığını korumanın yolu da, Kant’ın mutluluk için üç kural diye tanımladığı; Bir şeylerle uğraşmak, birisini sevmek ve uğrunda umut edecek bir şey bulmaktır.