Otizm

0
2333

Yaşamın ilk üç yılı içinde ortaya çıkan ve yaşam boyu devam eden, sosyal etkileşim, sözel ve sözel olmayan iletişimde problemler, tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanları ile kendini gösteren, karmaşık gelişimsel bir bozukluktur. Otizmin kelime anlamı ”İÇE DÖNÜKLÜK”tür.

Otizm ve Yaygın Gelişimsel Bozukluklar
Otizm ve diğer yaygın gelişimsel bozukluklar, önemli sosyal, iletişimsel ve davranışsal problemlere neden olur. Bu problemleri yaşayan çocukların erken ve doğru tanımlanması, değerlendirilmesi ve yönetilmesi gereklidir. Bu alanda ebeveynler ve öğretmenler ile beraber bir birliktelik içinde çalışmak önemlidir.

Sınıflandırma ve Epidemiyoloji
Karşılıklı sosyal etkileşimde, iletişimde, dil ve sembolik oyun gelişiminde ve bunlara ek olarak bebeklikten beri tekrarlayan eylemlerde belirgin anormallikler gösteren çocuklar, DSM-IV ve ICD-10’da belirtildiği üzere yaygın gelişimsel bozukluğa sahip bireyler sınıflandırılırlar.
Otizm ilk kez 1943 yılında Leo Kramer tarafından tanımlanmış olup yaygınlık oranı on binde 2-5 arasındadır. Kadın: erkek oranlaması ise 3:1 ile 4:1 değerleri arasında değişmektedir. Yaygın gelişimsel bozukluklar, DSM-IV ‘e göre şu şekilde sınıflandırılmıştır;

-Otizm bozukluğu
-Ret sendromu
-Çocukluk dezintegratif bozukluğu
-Asperger sendromu
-Başka türlü belirlenmemiş yaygın gelişimsel bozukluk
ICD-10’a göre yaygın gelişimsel bozukluk sınıflandırması;
-Çocukluk otizmi
-Atipik otizm
-Ret sendromu
-Diğer çocukluk dezintegratif bozukluk
-Zeka geriliği ve stereotipik hareketlerle ilgili aşırı aktif bozukluk
-Asperger sendromu
-Diğer gelişimsel bozukluk
-Belirlenmemiş yaygın gelişimsel bozukluk

Özellikleri
Otizm tek bir belirtiden çok,bir dizi belirti ile fark edilir. Ana özellikleri sosyal etkileşim bozuklukları, iletişim bozuklukları, sınırlı ilgi ve yineleyici davranıştır. Atipik yemek yeme gibi diğer özelliklere sıklıkla rastlanır ama tanı koymak için gerekli değildir.Otizmin belirtileri genel popülasyon içinde tek tek görülür ama patolojik şiddette belirtiler ile kişilik özelliklerini birbirinden kesin hatlarla ayıracak kadar yüksek oranda bağdaştırılamaz.

Sosyal Gelişim
Otizmi olan kişilerin sosyal bozuklukları vardır ve sıklıkla, çoğu insanın farkına varmadan sahip olduğu, diğer kişiler hakkındaki sezgilere sahip değildirler. Tanınmış otistik Temple Grandin, nörotipiklerin sosyal iletişimini anlayamama yetersizliğinden ötürü kendisini “Mars’ta bir antropolog gibi” hissettiğini söylemiştir. Sosyal bozukluklar çocukluğun erken dönemlerinde belirginleşir ve erişkinliğe doğru devam eder. Otistik bebekler sosyal uyaranlara daha az dikkat eder, başkalarına çok daha az bakar ve gülümser ve kendi adlarına çok az tepki verir.

Otistik çocukların daha çarpıcı normal dışı sosyal davranışları da vardır; örneğin çok az göz teması kurar, ileriyi düşünen tavırlar gösterir ve başka bir kişinin eli ile oynayarak iletişim kurmaya çalışırlar. Üç ile beş yaş arasındaki otistik çocuklar başkalarına aniden yaklaşmak, duygulara karşılık vermek ve taklit etmek, konuşmadan iletişim kurmak ya da sıra ile bir şeyler yapmak gibi sosyal kavrayışları daha az sergilerler. Ancak, kendilerine bakan kişi ile bağ kurarlar. Normalden biraz daha az güvenli bağlılık gösterirler ama bu özellik zekâ gelişimi daha fazla olan ya da daha az şiddetli OSB’si olan çocuklarda görülmez. OSB’si olan daha büyük çocuklar ve erişkinler yüz ifadesi ve duygu tanıma testlerinde daha kötü sonuçlar alır.

Yaygın inanışın aksine otistik çocuklar yalnız kalmayı tercih etmez. Otizmi olanlar için arkadaşlık kurmak ve sürdürmek zor olmaktadır. Ne kadar yalnız olduklarını, arkadaşlarının sayısı değil, arkadaşlıklarının kalitesi belirler.

OSB’si olan bireylerdeki saldırganlık ve şiddet hakkında birçok hikâye anlatılır ama çok az sistematik araştırma bulunmaktadır. Eldeki sınırlı sayıdaki veri, zekâ geriliği olan çocuklarda otizmi saldırganlık, eşyalara zarar verme ve öfke nöbetleriyle ilişkilendirir. Dominick et al. OSB’si olan 67 çocuğun ebeveyniyle yaptığı mülakat sonucunda bu çocukların üçte ikisinin şiddetli öfke nöbetleri geçirdiğini ve üçte birinin geçmişinde saldırganlık vakaları olduğunu belirtmiştir. Öfke nöbetleri, geçmişinde dil öğrenme bozukluğu olan çocuklarda belirgin bir şekilde daha yaygındır.

İletişim
Otizmi olanların üçte biri ile yarısı arasında bir kısmı gündelik iletişim gereksinimlerini karşılayacak kadar doğal konuşma becerisi geliştiremez.İletişimdeki farklılıklar bir yaşından itibaren gözlemlenebilir.

Bu farklılıklar, konuşmaya başlamadan önce anlamsız sesler çıkarmaya başlama döneminin gecikmesi, sıradışı el hareketleri, azalan heveslilik ve bakıcının sesine, senkronize olmayan tepkiler olarak sayılabilir. İki ve üç yaşından sonra otistik çocukların daha seyrek ve daha az farklı anlamsız sesler çıkardığı, sözcükler ve sözcük grupları söylediği, el hareketlerinin sözlerle daha az bağlantılı olduğu gözlemlenir. Otistik çocuklar daha az istekte bulunur ya da deneyimlerini paylaşır, çoğunlukla başkalarının sözlerini tekrar ederler (ekolali) ya da kişi zamirlerini karıştırırlar.İşlevsel bir konuşma için birleşik dikkat gerekli gibidir.

Birleşik dikkat eksiklikleri OSB’li çocukların farkedilmesini sağlayabilir: örneğin, işaret edilen nesne yerine işaret eden ele bakabilirler, ve sürekli olarak yaşlarına uygun olarak deneyimleri hakkında “yorum yapmayı” ya da “paylaşmayı” başaramazlar. Otistik çocuklar hayalgücüne dayalı oyunlarda ve sembolleri dile çevirmede zorlanabilir.

Birkaç çalışmada yüksek işlevli otistik 8-15 yaşındaki çocuklar kelime bilgisi ve heceleme gibi temel dil görevlerinde kişisel olarak eşleştirildikleri kontrol denekleri ile aynı performansı göstermiş, erişkinler ise daha iyi sonuç almıştır. Her iki otistik grubu da, mecazi anlatım, anlama ve sonuç çıkarma gibi karmaşık dil görevlerinde kontrol gruplarına göre daha kötü sonuçlar almıştır. Genellikle insanlar başlangıçta temel dil yetilerine göre ölçüldüğü için bu araştırmalar otistik bireylerle konuşan kişilerin çoğunlukla karşılarındakinin anlayabileceğinden fazla şey anlayacağını düşünebileceklerini göstermektedir.

Tanı ve Klinik Özellikler
Otistik çocuklar, üçlü bozukluk ile simgelenmektedirler. Üçlü bozukluk ile kastedilen, sosyal, dilsel ve davranışsal gelişimde yaşanan sıkıntılardır.
Sosyal gelişimde yaşanan anormallikler ilk kez bebeklikte görülmeye başlar ve bunlardan bazıları şöyledir;

-Göz göze gelme problemi
-Sosyal ve duygusal jest kullanımı yokluğu
-Karşılıklı sosyal ilişki yokluğu
-Bağlanma problemi (ebeveyni güvenli bir yer olarak kullanamama yetersizliği)
-Akran ve arkadaş ilişkilerine az ilgi
-Empati eksikliği
-Diğerleriyle gurur ya da zevk gibi olumlu duyguları paylaşımda eksiklik
Otistik çocuklarda dil gelişimi genellikle gecikmelidir ve otistik çocukların dili, çeşitli pragmatik anormallikler olan;

-Zamiri tersine çevirme (Ben zamiri yerine Sen zamirini kullanma)
-Ekolali (Anlamsız sözleri üst üste tekrarlama
-Neolojizm (Değişik sözcükler uydurma)
-Kişiye özgü konuşma ile karakterize edilir.
Otizmin davranış gelişimi aşamasına geldiğimiz zaman, otistik çocukların stereotipik tekrarlayan ve sınırlı ilgi alanlarına hapsedilmiş hareketlerini görürüz. Ayrıca rutinleri ve aynılığı devam ettirmek için güçlü bir arzu, değişime direnç de başlıca davranış özellikleridir.
Üçlü bozukluk dışında bilişsel saha incelendiğinde otistik çocukların yüzde 75’inin 70 puan altında IQ’ya sahip olduğunu görmek mümkündür.
Fiziksel gelişim açısından bakıldığında ise otistik çocukların üçte birinin epilepsi hastası olduğu, çoğunun idrar kaçırma ve dışkı tutamama gibi eliminasyon problemleri yaşadığı, kafa vurma veya ısırma gibi eylemlerle kendilerine zarar verdiği  tespit edilmiştir.

Etiyolojik Teoriler
Otizmle ilgili teoriler üç geniş kategoriye ayrılmıştır. Bunlar psikojenik, biyojenik ve bilişsel sınıflandırmalardır. Psikojenik teori, psikososyal süreçlerin otizm etiyolojisinin merkezini oluşturduğunu savunurken, biyojenik teori, duruma temel oluşturacak biyolojik faktörlerin arayışı içindedir.

Bilişsel teoriler ise otizmin başlıca sebepleriyle ilgilenmek yerine semptomların altında yatan spesifik bilişsel bozuklukları açıklamaya çalışır.
Psikodinamik teorinin prensibi; otistik geri çekilme, yetersiz ebeveynliğe tepki olarak oluşur. Ekolali ve aynılıkta ısrar, karşılanmayan ihtiyaçlarla ilgili saldırganlığın ifadeleridir. Uzun dönem doğrusal olmayan psikoterapi, yetersiz ebeveyn çocuk ilişkisine bir alternatif sunarken geri çekilme ve saldırganlık ifadelerini azaltır. Biyolojik teorilerin prensibi; Otizmin klinik özellikleri, genetik ve doğum sürecindeki faktörlere bağlı sinir gelişimi bozukluklarının altında sebepler şeklinde yansır.

Dar-bant bilişsel teorilerin prensibi; Otistik çocuklar, gecikmiş dil gelişiminin açıklaması olan kodlama, sıralama ve soyutlama bozukluklarına (açıklıklarına) sahiptirler. Sosyal anlayış açısından bakıldığında, otistik çocukların insanlar arası ilişki beceri noksanlığı yaşadığı görülür. Otizmin sosyal ve iletişimsel özellikleri,  diğerlerinin zihinsel durumlarının bilişsel temsilini oluşturma yetersizliğine bağlıdır.Geniş-bant bilişsel teorilerin prensibi; Zayıf merkezi uyum teorisine göre, otistik çocuklar bilgi verisini yönetirken alt -üst değil üst-alt yaklaşımını benimserler.

Değerlendirme
Otizm değerlendirmesi, öncelikle çoklu disiplin ve çoklu aracı takımlar tarafından, uzun bir süre ve ebeveynlerle işbirliği içinde gerçekleştirilmesi gereken bir süreçtir. Bu takımların içinde yer alabilecek disiplin arasında klinik psikoloji, eğitsel psikoloji, pediatrik tıp,  konuşma ve dil terapisi,  özel eğitim,  mesleki terapi ve çocuk psikiyatrisi sayılabilir.

Ebeveyn Görüşmeleri
Ebeveynlerle, gelişim, aile geçmişi, rutin çocuk ve aile değerlendirmesi kurallar çerçevesinde tamamlanmalıdır.

Sosyal etkileşim,  iletişim ve sınırlı eylem alanlarındaki otistik benzeri davranışlarla ilgili ebeveyn raporu, standartlaştırılmış görüşme ve davranış kontrol listeleri vasıtasıyla elde edilebilir.

Öğretmen Görüşmeleri
Çocukların eğitime devam ettikleri okuldaki öğretmenlere,  görüşme bilgilerini tamamlamaları için uygun şekilde standartlaştırılmış değerlendirme ölçekleri ve Adaptif Davranış Ölçeği’nin  okul baskısı verilebilir.

Yetenek ve Becerinin Psikometrik Değerlendirmesi
Eğitim ve tedaviyi planlamak için kullanılabilecek olan psiko eğitimsel profillerin zayıf ve kuvvetli yanları, Psiko-Eğitimsel Profil-(Revize edilmiş)  gibi araçlardan sağlanabilir. Tanı için ise Çocukluk Otizm Değerlendirme Ölçeği kullanılarak, çocuğun süreç içindeki psikometrik değerlendirme ve gözlemine dair bilgi edinmek mümkündür.

Uzman Değerlendirmesi
Öğretmen, ebeveyn görüşmeleri ile psikometrik yaklaşımlar dışında uzman değerlendirmeleri de önemlidir. Bu değerlendirmeler, çocuğun sese karşı sınırlı tepkisi üzerinde duran işitsel bazda olabileceği gibi, eğer mümkünse çocuğun kendi doğal çevresi içinde davranışlarının takibi amacıyla ev gözlemi şeklinde de gerçekleştirilebilir.

Ayrımsal (Diferansiyel)  Tanılar
Otizmi diğer yaygın gelişimsel bozukluklardan ayıran durumlar şu şekilde sıralanabilir;
-Ciddi duyma bozukluğu
-Entelektüel yetersizlik
-Gelişimsel dil bozuklukları
-Seçilmiş sessizlik
-Tepkisel bağ bozukluğu
-Çocukluk şizofrenisi

Profilleme
Otizm ya da diğer yaygın gelişimsel problemlerden mustarip gençlerin zayıf ve güçlü yönlerinin profilini çıkarırken, bunları, tedavi planlaması için belli başlıklar altında sınıflandırmak yararlı olacaktır;

-Sözel ve sözel olmayan problem çözme yetenekleri; yaşam becerisi gelişimi
-İletişim becerileri ve dil gelişimi
-Kendini yaralama ve saldırganlık gibi zorlu davranışlar
– Ailenin mücadele kaynakları

Tedavi
Otizmin bir tedavisi yoktur. Bu durum içindeki gençlerin iletişim, biliş ve davranış eksikliklerini dengelemek için becerileri geliştirilebilir ve aileye çocuklarıyla daha etkin ilgilenebilmeleri için yardım edilebilir. Bu yardımlara dair kapsamlı programlar şu bileşenleri kapsar;

-Ebeveynlere, çocuklarına konan tanı, prognoz (rahatsızlığının sonucunu tahmin) ve mevcut hizmetlerle ilgili bilgi verilen psikoeğitim
-Eğitimsel yerleşimi düzenlemede tavsiye ve destek (özel okul ya da genel akım içindeki okullarda ek destek)
-Uzun dönemli yönetime aile temelli yaklaşım (uzmanlardan ve otistik çocuğu olan diğer ailelerden yardım)
-Öğrenme faaliyetlerini tasarlamak için ana metot olarak yapılandırılmış öğretimin benimsenmesi (TEACHH yaklaşımı ile, bozukluğu kabul ederek ve öğrenim faaliyetlerini yapılandırarak dünyayı, otizmli çocuklar için anlaşılır hale getirmek)
-Zorlu davranışlarla ilgilenmek ve beceri öğretmek için ana yaklaşım olarak davranış modifikasyonunun benimsenmesi
-Kişisel bakım ve eğitimsel beceri eğitimi
-İletişim becerileri eğitimi (konuşma ve dil müfredatını çocuğun gelişimsel düzeyine uyarlamak)
-Zorlu davranış yönetimi (fonksiyonel analiz gerçekleştirimi ve bu analiz sonrasında otistik davranışların oluşumuna neden olan tanımlanabilir çevresel uyarımların kaldırılması)