İş Yaşamında Mutlu Olunabilir mi?

0
1727

Varlığımızın ne anlamı var? Başı ve sonu belli olmayan bir evrende yaşıyoruz. Evrenin ne zaman başladığı ve nasıl başladığı bilinmiyor. Ne zaman biteceği de bilinmiyor. Evrenin boyutları ve ne kadar büyük olduğu da bilinmiyor. Evrenin ömrüyle kendi ömrümüzü ve evrenin ebatları ile kendi ebatlarımızı kıyasladığımızda, orantısız küçüklüğümüzü kavrarız. O halde bu evrende neden varız? Varlığımızın bir amacı ve bir anlamı var mıdır? Madem öleceğiz, o halde neden ve nasıl yaşamalıyız?

Sahip olduğumuz bu kısa ve sonlu ömrü nasıl geçiriyoruz peki veya nasıl geçirmek zorundayız. İnsanoğlunun geliştirdiği uygarlık, ekonomi denilen bir şeyi icat etmiş ve bu ekonomi içerisinde hayatta kalabilmek için çalışmak zorundayız. Bu kısa ömrümüzün büyük bir çoğunluğunu çalışarak geçirmek zorundayız.

Peki bu durumdan memnun muyuz? Yani  bu evrendeki varlığımıza bir anlam ve amaç arayışında olan bizler, sahip olduğumuz kısacık ömrümüzün de çok büyük bir kısmını, sırf bu ekonomik düzende hayatta kalabilmek için çalışarak tüketmekteyiz. O halde geriye ne kalıyor? Nasıl keyif alabileceğimiz anlar yaratabiliriz hayatımızda?

Abraham Maslow ve Carl Rogers gibi hümanistik/varoluşçu psikoloji ekolünün öncüleri, yaşamın bu anlamsızlığına karşı bir takım çözüm arayışları içerisine girmiştir. Maslow, ünlü ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinde, insanların bu anlamsızlığa karşı başa çıkabilmek için sahip olduğu ihtiyaçları, bir hiyerarşi içerisinde sıralamıştır. Bu piramidin en üst basamağında “kendini gerçekleştirmek” yer almaktadır. Kendini gerçekleştirmek, kısaca insanın doğuştan sahip olduğu tüm potansiyellerin yaşama geçirilip, etkin bir şekilde kullanılabilmesi anlamına gelir. Maslow bireyin iş hayatında da, kendini gerçekleştirebileceği bir kariyer yolundan ilerlemesi gerektiğini ve iş yaşamında kendi potansiyelini gerçekleştirme çabası içerisinde olması gerektiğini söyler. Maslow’a göre birey bu şekilde iş yaşamında mutlu olabilir.

Carl Rogers ise ideallerimiz ile gerçekten sahip olduklarımız arasındaki farkın bizde özgüven ve öz saygı sorununa neden olduğunu, bu ikisi arasındaki farkın azaltılması ile özgüvenimizin artabileceğini öne sürmüştür. Ona göre ölmeden önce yapmak ve gerçekleştirmek istediklerimiz, ideallerimizdir ve ideallerimize doğru attığımız her adım, yaşamımızı biraz daha anlamlı kılar. Dolayısıyla Rogers da iş yaşamımızın ideallerimiz ile paralel olması durumunda çalışma yaşamımızdan doyum dağlayabileceğimizi öne sürer.

Bilişsel psikolojinin temel yasalarından bir tanesi bilişsel çelişki kavramıdır. Bilişsel çelişki denilen şey insanın iç dünyasında iki inancın veya kavramın birbirleriyle çelişmesi, bunun yarattığı dengesizlik ve tutarsızlıktır. İş yaşamındaki bu mutsuzluk, şu iki kavram arasındaki çelişkiden kaynaklanır. Birincisi, insani olarak yapmak istediklerimizdir. Yani yukarıda bahsedildiği gibi yaşamımızı anlamlı kılmak ve kendimizi gerçekleştirmek için nasıl işlerle uğraşmak istediğimizdir. İkincisi ise toplumun bizden nasıl olmamızı istediğidir. Örneğin günümüz Türkiye’sinde mühendis iş gücüne olan ihtiyaçtan ötürü çoğunluğumuzu mühendisliği tercih etmesi veya her birimizin mali güvenlik temin etmek için çalışmak mecburiyetinde olması gibi. Bizler çalışma yaşamında bu iki kavram arasındaki çelişkiyi ne kadar azaltabilirsek, o kadar mutlu olabiliriz.

Özetle iş yaşamımızdan doyum sağlamanın yolu, mecburiyetten değil, istediğimiz için çalışmaktan geçer. Mecburiyetlerimiz dışsal dünyamızdan gelen zorunluluklarımızdır. Her birimiz bir ölçüde kendimize mali güvenlik ve saygınlık temin etmek için çalışıyoruz. İstediğimiz işlerle uğraşmak ise kendi içsel motivasyonumuzdan ve kendimizi gerçekleştirme ihtiyacından kaynaklanır. Yani mecburiyetlerimiz ile kendi çalışma isteğimiz arasındaki paralelliği sağlayabildiğimiz ölçüde iş yaşamından doyum sağlayabiliriz.

Bu halk  arasında “sevdiğin işi yapmak” veya “hobisinden para kazanmak” tabirleri ile dile getirilir. Ancak insanın sevdiği işi yapabilmesi için öncelikle sevdiği işin ne olduğunu bilmesi, başka bir deyişle kendisini tanıması gerekir. Bunun dışında yapmak istediğimiz işin, günümüz ekonomisinde bir değer katması ve bizlere gelir getirmesi de gerekir.

Dolayısıyla insan ne kadar sevdiği işlerden para kazanmanın yollarını bulabilir ise mecburiyetleri, keyif aldığı yaşantıları haline gelir. Böylece ölüm döşeğinde arkamıza bakıp, tükettiğimiz ömrümüze şöyle bir baktığımızda, pişman olmadığımız bir çalışma hayatına sahip olmuş olabiliriz.

Övünç Şimşek